14-Kişiliğin oluşumu » Makalelerim » Kadri Kanpak
TRTURKISH
14-Kişiliğin oluşumu

En temel insani özellikler; beyinsel fonksiyonlar, sosyallik, cinsel dürtü ve haz farklılıklarıdır.


Beyinsel fonksiyonlar; yaşamın detaylarını çok boyutlu algılama, daha iyi yaşama ve yeryüzündeki dinamiklerde dönüşümler üreterek evrenden daha fazla yararlanma daha fazla kullanma sınırlarını zorlamaya ve bunun olumsuz sonucu olarak doğayı tahrip etmeye yöneliktir.


Sosyal kişilik; insan birey olarak yaşabilir ancak yaşamak için üretimlerini takas etmek, cinsel partner bulmak için bile sosyal iletişime paylaşıma ihtiyacı vardır, beyin ve psikolojik yapısı buna yöneliktir. Yaşamı herhangi bir boyutta biriyle paylaşmayıp yalnız yaşayanlar olağan dışıdır.


Cinsel haz; yine beyninin gücüyle cinselliği üremekten öteye sefanın zirvesine çıkarmaya kadar aşamaları yaşamayı geliştirmektir ve insan olma keyfinin en somut halidir. Bunda doğayı tahrip edecek, sosyal değerler ve birilerinin hakları çiğnenme-dikten sonra başkalarını rahatsız edecek bir durumda yoktur.


İnsan doğasının ürettiği bedensel enerjiye göre; hantal aktif veya hiper-aktif olabilmektedir.


İnsanı insan yapan; bedensel enerjisi, beyinsel enerjisi, sosyalliği ve cinsel haz farklılığıdır. Ancak insana bunları öğrenme, tanımlama ve doğru bir şekilde kullanma başlıklarında eğitim verilmediği için bireyin kişiliğinin altyapısı eksik kalmaktadır. Düşünün; 5 yaşında öğrenmeye açık hale gelen insan 15 yaşında da hormonları tamamlanarak cinselliğe açık hale gelmektedir. 5 yaşından 15 yaşına kadar aşama aşama; kendini, sosyal yaşamı, karşıt cinsi, ihtiyaçlarını karşılamanın araçlarını edinimlerini, kapasiteleri ile yaşamda ulaşabileceklerini algılaması ve nasıl uygulayabileceğini öğrenmesi gerekirken; aile kültüründe olmadığı gibi mevcut eğitim sisteminde bunlar yok ve bireysel keşfe bırakılmış gibi.


Cinsel hormonların üremesi insanın biyolojik olarak tamamladığının somut haliyse ve ortalama 15 yaşında cinsel eylem gücü kazanan insanın ceza ehliyetinin neden 18 yaşında başladığı da anlaşılamamaktadır.


Özetle; toplumsal şartlar; aile kültürü, eğitim modeli-içeriği ve sosyal atmosferin insan doğasına, gelişimine ve biyolojik oluşumuna uygun olmadığı gibi insanı zorladığını ve bu nedenle kişilik altyapısının eksik oluşmasına neden olduğunu; kendi yaşamımızda ve yaşadığımız dünyanın gelişen şartlarının çocukları olan şimdiki gençlerde daha bariz şekilde görülmektedir.


İnsanın enerjilerini kullanım tarzı-yöntemi kadar sağlıklı kişiliğe sahip olduğunu ve yukarıda ifade ettiğim eksikler nedeniyle oluşan kişilik bozukluluklarının sonuçlarını her gün gazetelere yansıyan haberler veya gizli saklı kaldığı zannedilen ama fısıltı gazeteleriyle farklı boyutlarda öğrenebiliyoruz. Buna rağmen düzeltilmesi yolunda bir çabanın sarf edilmediğini de gözlemliyoruz.


SONUÇ; insanın sahip olduğu enerjileri doğru kullanımının öğretisi oluşmadığı sürece psiko-sosyal çapraşıklıklar ve sosyal pürüzleri (suçun alt yapısını oluşturan dürtüleri) önlemek mümkün mü?


Kadri KANPAK

yükleniyor..