13-Şahsın Hukuku ve Yaşamsal Ehliyetler » Makalelerim » Kadri Kanpak
TRTURKISH
13-Şahsın Hukuku ve Yaşamsal Ehliyetler


Doğmak, biyolojik gelişim, okumayı, yazmayı ve düşünmeyi öğrenmek, ergenlik ve derken ülke hukukunda tanımlanan cezai ehliyete sahip olunan yaşa gelmek (eylemlerinden sorumlu olmak) birey için kaçınılmazdır.


Zihinsel işlevleri doğal gelişim gösteren insanlar, hukuk sistemini öğrenmeseler bile hukuk sistemine göre doğruyu yapmak zorundadırlar. Öğrenmedikleri hukuk kurallarından da sorumludur. Bana göre bu durum uygar çağdaş devlet kavramına kökten terstir. Devlet öğretmediği kanunlara karşı bireyi sorumlu tutamamalıdır.


Mademki bu devlet sınırları içinde doğdun, o zaman anadan doğma bu devletin kanunlarını bilmelisin mantığı anlamsız ve çok ilkel bir anlayıştır. Bireyin cezai ehliyet yaşı olan 18'den önce bu belirsizliğe karşı bilinçlendirilmesi, sağlıklı bir hukuk bilgisine sahip olması, hukuka uygun bir hayat yaşamasını sağlayacaktır. Ergenlik yaşının ortalama 15 olmasına karşın, cezai ehliyet yaşının 18 olması da anlaşılmayan bir durumdur. Cinsel ehliyetin ergenlikle, sosyal ehliyetin 18 yaş ile, ticari ehliyetin de 22 yaşında başlaması gibi bir düzenleme yapılması toplumsal açıdan sağlıklı sonuçlar verecektir.


Sonraki başlıkta daha detaylı irdelediğim gibi, her bir ehliyete sahip olmak için o konuda bir eğitim programını başarıyla tamamlama zorunluluğunun olması; cinsel, sosyal, ticari suçların azalmasını sağlayacaktır. Otomobil kullanmak için ehliyet gerekirken, cinsel, sosyal ve ticari yaşam ile ebeveyn olabilmek için ehliyetin gerekmemesini anlamak mümkün mü?


Özetle; bireyin şahsın hukukuna ve sorumluluğuna dair bilgileri öğrenmesini sağlamak, devletin zorunlu bir görevi olmalıdır.


İMZA SORUMLULUĞU


Ülkemizde beyanın, taahhüdün, kabulün onay sembolü ve insan yaşamında hukuki sorumluluklarının temel aracı olan silinmez kalemle evrak üzerine yapılan işaret olarak kullanılmaktadır. 


On sekiz yaşını aşmış birey, hangi yazı metninin altına üst paragrafta tanımlanan şekilde imza atarsa yazının içeriğinden sorumludur. Ancak ülkemizdeki eğitim sistemi şahsın hukuku konusunda herhangi bir program içermediği gibi, eğitim programında imza konusuna da yer verilmemiştir. Birey 18 yaşla birlikte tüm kanunlardan sorumlu olduğu gibi, altına imza attığı tüm yazılardan da sorumludur. Bu yazı; bir beyan, bir taahhüt veya bir kabul içeriğinde olabilir. Bu kadar önemli bir kavram, bir sembol olan imzaya eğitim programında yer verilmemesi çok önemli bir sorunlar oluşturmaktadır. 


Bu konuda bireyin bilinçlenmesi ve hukuki kargaşanın minimum düzeye indirilebilmesi için, ilgililerin aşağıdaki öneriler çerçevesinde tartışmaya yoğunlaşarak önlem almaları gerektiğini düşünüyorum. 


1-İmzanın hukuki tanımı ve detayları hukuk fakültelerin katılımı ile TBMM de yeniden ele alınarak tanımlanmalı ve yapılandırılmalıdır. 


2-Parmak izi insanın doğuştan sahip olduğu doğal imza ise ve taklit edilmesi mümkün değilse, imza ile birlikte kullanılması zorunlu tutulmalıdır. Bu zorunluluk imza itirazlarını ve sahte imza ile dolandırıcılığa teşebbüsleri minimuma indirecektir. Hatta yok edecektir. 


3-18 yaşa karşılık gelen 11 inci eğitim yılına şahsın hukuku ve imza konusunda bireyi detayları ile bilinçlendirecek ve geçme notu on üzerinden sekizin zorunlu olacağı bir ders konulabilir. Bu derste belirtilen düzeyde başarı sağlayamayan birinin kendi hukukunu koruması mümkün olmayacağından cezai ehliyetten mahrum edilmesi gerekir. Zira sorumluluklarını ve haklarını bilmeyen birinin yaşamsal ehliyeti 


YAŞAMSAL EHLİYETLER



İnsan, yaşamının çocukluk evresinden sonra; cinsel ergenlik, otomobil kullanma, sosyal yaşam, siyasi seçme, imza yetkisi ve seçilme yeterliliği haklarını kullanmaya başlamaları ile varolma alanlarını genişleterek giderek yetişkin bireyin sahip olması gereken haklara giderek kavuşur. Ancak bunların her biri farklı özelliklere ve yeterliliklere sahip olunmasını gerektirmesine rağmen, hukuk sistemi sadece otomobil kullanmak için eğitim programı ve yeterlilik sınavı başarısı aramaktadır. Diğer hakların tamamını, yeterlilik aramadan biyolojik yaş kategorisine bağlamıştır. Bir insana (seçilme hariç) tüm hak ve sorumlulukları 18 yaşında verilmektedir. 


Bir insanda otomobil kullanma yeterliliği dışında, cinsel, sosyal, seçme, ticari ve seçilme yeterliliği ana baba olabilme başlıkları için de, eğitim ve yetki sınavı başarısı aranması, daha nitelikli ve dengeli bir toplumun oluşmasını sağlayacaktır. Saydığımız her bir hak birbirinden farklı yeterlilikleri gerektirmektedir. Bu hakları sırasıyla aşağıdaki içeriklerle tanımlayıp değerlendirebiliriz. 


1-CİNSEL EHLİYET : Ortalama 15 yaşında cinsel ergenliğe kavuşan insanların, cinsel yeterliklerinin ve bilgilerinin ne olduğu bilinmemekte ve belirlenememektedir. Bu da toplumun cinsel yaşamında kargaşa yaratmaktadır. Her bireyin cinsel performansı ve bilgisi konusunda eğitim ve sınav programından geçmesi, bireylerin sağlıklı cinsel yaşama sahip olmasını, dolayısıyla toplumun psikolojik yapısının pozitif olmasını sağlayacaktır. Gerekli test ve eğitim programından geçmeyenlere evlenme izninin verilmemesi, bu konuda sağlıklı bir toplumun alt yapısını oluşturacaktır. 


2-SOSYAL EHLİYET : Vatandaşlık sorumluluklarını ve haklarını, şahsın hukukunu bilmeyen birinin sosyal kimliğe kavuştuğu söylenemez. Sosyal kimliğe kavuşmayan bireyin sorumluluk üstlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle 18 yaşına gelmiş her bireyin vatandaşlık hak ve sorumlulukları ile şahsın hukuku ve insan hakları konularını içeren eğitim programından geçmeleri, zorunlu olmalıdır. 


3-OTOMOBİL EHLİYETİ : Eğitim programı ve sınavı olan tek ehliyettir 


4-SEÇME EHLİYETİ : Ülkenin yerel yöneticilerini ve parlamen-terlerini seçme hakkına sahip olan seçmenlerin bu konuda her hangi bilince sahip olmamaları, sağlıklı tercihte bulunmalarına engeldir. Bu nedenle oy kullanabilmek için seçmen yaşına gelmiş vatandaşların seçme ehliyeti programına katılıp başarılı olmaları zorunlu kılınmalıdır ki, ülkeyi yönetenler daha doğru seçilsin, daha nitelikli demokrasiye sahip olunsun. 


5-TİCARİ EHLİYET : İş sahibi bir vergi mükellefinin veya bir şirket ortağının bilmesi gereken düzeyde; ticaret, kıymetli evrak, vergi ve iş hukuku ile ticari hesap konularında eğitim almamış, gerekli sınavda başarılı olmamış birinin ticari faaliyette bulunup başarılı olmasını ve devlete karşı sorumluluklarını yerine getirmesi ancak bir tesadüftür. İşi tesadüfe bırakmak yerine, gereken içerikte zorunlu eğitim programının ve ehliyetin sınavının yapılması birey ve toplum açısından sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. 


6-SEÇİLME EHLİYETİ : Muhtar, belediye encümeni, belediye meclis üyesi, belediye başkanı veya milletvekili seçilmek isteyenler görevlerinin gerektirdiği bilgilere sahip olmaları için eğitim programına ve seviye tespit sınavına tabi tutul malıdırlar. 


Seçilmek isteyenler görevlerinin gerektirdiği bilgilere ve deneyimlere ne kadar sahip oldukları bilinmeden seçilmeleri, yetersiz bir yönetim grubunu başa getirebilmektedir. 


Yukarıda saydığımız, rasyonel yaşam yeterliliğinin kriterleri olan ehliyetlerden bence en az zararlı olanı trafik ehliyetdir. Gözle en rahat fark edilebilen zararları verdiğinden trafik ehliyeti kanunen zorunlu kılınmıştır. 


Ancak cinsel suçlar ve hastalıkların temel nedeninin cinsel bilgi yetersizliği olduğu, sosyal kargaşanın temelinde vatandaşlık bilgisizliğinin bulunduğu, devletin yanlış yönetilmesinin temelinde seçmenin bilinçsizliği- nin yattığı, ticari yaşamdaki başarısızlıkların ve ticari davaların nedeninin hesap ve kanun bilmezlik olduğu yadsınmamalıdır. 


Neyi ne kadar bildiğini bilmeyenlerin salt ihtirasları ile toplumun yönetimine her hangi bir düzeyde talip olarak, bizzat yanlış yönetime neden olduğu göz ardı edilmektedir. 


Bütün bunları toparladığımız zaman topluma verilen zararların, tüm şoförlerin ehliyetsiz araba kullanmalarının karesi kadar olduğunu gözlü-yorum. Trafik kazası gözle görülür fiziki bir sonuç doğurduğundan, insanları kendi hallerine bıraksanız dahi insanların çoğunluğu kendi can güvenlikleri için arabayı doğru kullanmak zorundadırlar. Yukarıda belirtilen diğer ehliyetsizliklerin verdiği zararlar gözle görülemediğinden ve gerekçeleri sorgulanamadığından önemsenmemektedir. Asıl problemde budur. Gözle görülebilen zararlara önlem düşünülmesi, gözle fark edilemeyenlerin göz ardı edilmesi, beyinsel bir toplum olmadığımızı, aksine bir görsel toplum olduğumuzu ortaya koymaktadır. 


Kadri KANPAK

yükleniyor..